06

Tem

KIRGIZ YETİMLERLE 2 GÜN (İnsan ve Hayat Dergisi’nde yayınlandı)

instagram insan ve hayat
Dünya son 200 yıldır devam eden savaşlar silsilesinin içinde. Her ne kadar büyük savaşlar olmuyor gibi görünse de dünyanın her yerinde lokal olarak devam eden onlarca savaş var. Ve savaşların en hüzünlü hikayelerini bizzat yaşayan yetimler… Birinci ve İkinci dünya savaşları esnasında Orta Asya’da resmi kayıtlara göre 50 milyondan fazla insan öldü öldürüldü. Özellikle ikinci dünya harbinde Rusya Almanya’ya karşı savaşmak üzere sömürüsü altında bulunan Asya bozkırlarından savaşçı Kazak, Kırgız, Tatar vs gençleri kamyon kamyon cepheye sürmüştü. Herkes cepheyle ve cephedekilerle ilgilenirken cephe gerisindekiler hep göz ardı edilmiştir. Fakat günümüz dünyasında en az savaşlar kadar tehlikeli en az dünya harbi kadar etkili sonuçlar doğuran bir hadise daha vardır ki henüz kimse vehametinin farkında değil.  Her şeyin bir pazar ve pazarlama ürünü olarak görüldüğü tüketim kültürünün son raddesine ulaştığı küreselleşen dünyamızda aileler ve ilişkiler savaşlar olmaksızın yıkılıp parçalanmakta ve belki savaş döneminden daha fazla öksüz ve yetim bırakmaktadır. Ebeveynler kendi şahsi menfaatleri ve egoları uğruna ailelerini parçalamakta, kişisel heva ve heveslerini aile toplum ve evlatlarından üstün tutmaktadır.

Kendi ülkemizde her ne kadar yetim meselesi çok fazla gündemde olmasa da dünyanın muhtelif ülke ve bölgelerinde ciddi problem olarak ortaya çıkmaktadır. Kırgızistan seyahatimiz esnasında ziyaret ettiğimiz yetimhanelerde bu hususu yerinde müşahade etme imkanı bulduk. Öyle ki hem karşılaştığımız bazı anlar ve orada duyduğumuz bazı hadiseler gözlerimizin yaşarmasına sebep oldu.
Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te bulunan Altınyuva Yetimhanesine gitmiştik. Büyük bir bahçesi vardı. Kapıdan girer girmez neşeli çocuk sesleri ve ağaçlardan gelen kuşların cıvıltısı geldi kulağımıza. Büyük ağaçların arasında oyun parkı ve spor aletleri bulunuyordu. Binanın önündeki boş alanda 7-8 yaşlarında bir kaç çocuk bahçe sulanan hortumla birbirlerini ıslatıyor neşe içinde çığlıklar atıyorlardı. Biraz sonra görevli kişi bizi ağırlayıp içeri buyur etti. Adım attığımız her yerden adeta çocuk fışkırıyordu. Görevli arkadaş biraz mahcup olarak
–Kusura bakmayın ortalık biraz dağınık toparlayamıyoruz hızlarına yetişemiyoruz dedi.
Burası askeriye değildi ya, çocuktu onlar, dilediğince dağıtıp, kirlenip gönüllerince çığlıklar atacaklardı.
3 kopyala
-Estağfirullah dedim. Aksine doğal haliyle görmek benim için daha büyük bir zevk kaynağı. O yüzden sizden bir şey rica edeceğim. Yetimhaneyi gezerken çocuklarla tanışırken bana eşlik etmeyin. Zira o zaman sizden çekinir utanırlar onları doğal halleriyle yakalayamam. Bırakın ben onlarla kendi yöntemimle arkadaş olayım.
Sağ olsun anlayışla karşılayarak bana yolu tarif etti. Büyük bir binaydı fakat keşfe çıktığım bir orman gibiydi yağmur sesi gibiydi üst kattan gelen yetimlerin sesi. Yanı başımdan akıp giden ufak bir dere gibiydi merdivenlerden hızla inen çekik gözlü çocuk. Dar uzun bir koridorun sonunda toplu halde çocukların sesi geliyordu. Yatakhanede hep beraber yataklarını dürüyorlardı. Herkes biriyle eşleşmiş battaniyelerini yere seriyor sonra onları kenarından içeri katlıyor sonra diğer ucundan tekrar içeri katlıyor ve nizami bir hale getirip yatağının üzerine koyuyordu. Yaşları 6 ile 10 arasında değişen onlarca çocuk ranzaların arasında nasıl da keyifle nasıl da heyecanla yatak dürüyordu. Onları bu kadar mutlu kılan neydi ki! Sonra diğer yatakhaneden bir ağlama sesi işittim curcunanın arasında tam seçemiyordum. Vardığımda gözü yaşlı, dudakları büzük toraman bir yetimin oradaki başka bir görevlinin göğsüne sarılmış olduğunu gördüm. Bir şeyler mırıldanırken o görevli hocaya ‘’baba’’ diye hitap ettiğini işittim.
-Size baba mı diyorlar dedim şaşırarak.
Cevap vermedi sadece buruk bir şekilde gülümsedi. Boğazımın ilk düğümlenişiydi o an.
Yatakhane sonrası hepsi o hocalarının başına toplanmıştı. Ödülünü alan yoluna devam ediyordu.

Sabahtan akşama kadar tam bir günümü o yetimlerle geçirdim onların programına iştirak ettim onlara yedim içtim etütlerine girdim TV izledim temizlik yaptım yatak dürdüm. İlk başlarda çekinseler de kısa bir süre sonra alışıp çok rahat neşeli pozlar vermeye başladılar. Sık sık onları bir oyuna yönlendirip uzaktan uzaktan onları izliyor anlamaya çalışıyordum. Hiçbirinin gözlerinde yetim olmanın hüznünü görmüyordum. Sadece birinin o çekik gözleri gülmüyordu. Çocukları sırtüstü yere yatırıp fotoğraflarını çekerken türlü şaklabanlıklar yapıp güldürürken bir tanesi gülmüyordu. Arkadaşlarının her şeyine iştirak ediyor ama gülmüyordu.  Ağzının kenarında süt kalıntısı öylece duruyordu, minik ellerindeki tırnaklarının arası hafiften çamurluydu. Gün sonunda görevli hocalarına fotoğrafını gösterip sordum bu yetimin nesi var diye. Bir şeyi yok dediler. Sadece yeni geldi henüz yetimliğinin hüznünü unutamadı iki haftaya o da diğerleri gibi olur.
HAY_4390 kopyala
Her birerinin ailesi muhtelif sebeplerden ötürü artık yoktu. Kimininki vefat etmiş kimininki terk etmiş bazısı da ayrılmıştı. Fakat anladım ki o kapıdan içeri giren çocuklar yetimlik kisvesini kapının dışında bırakıp giriyorlardı. Yaklaşık 90 kadar çocuk kalıyordu Altınyuva’da. 90 tane kocaman yürek atıyordu orada. Akşamüzeri gün kızıllandığında çıkmak için hazırlanıp bahçedeki banka oturduk. O esnada oradaki hocamız şu hadiseyi anlattı;
Kırgızistan Kültür Bakanı, ülkedeki bir yetimhanemizi ziyaretlerinde, o minik yavrularla birebir görüşmek istemiş. Ayrı bir odada çocuklara gece rüyalarında ne gördüklerini sormuş. Hemen hepsi güzel rüyalardan tatlı hülyalardan bahsetmiş. Sonra Kültür Bakanı kürsüye çıkıp;
-Ben de yetim büyüdüm. Yetimi, yetimhaneyi iyi bilirim. Eğer bir yetim kötü muamele görüyorsa kabuslar görür. Buradaki çocukların çok güzel rüyaları var.

“Allah kimseyi yetim bırakmasın. Bırakacaksa da sizin elinize bıraksın”
Bu sözler omuzlarımızda hissettiğimiz bu yükün, bu emanetin ne kadar büyük olduğunun bir başka ifadesi.
0 kopyala

Ertesi günü Bişkek’in diğer ucundaki Altınyuva Kız yetimhanesine gittik. Aynı naifliği aynı lezzeti aynı hüznü burada da tattım. Erkek çocukları kadar haşere değildi buradaki sabiler. Bu da onlara ayrı bir güzellik ayrı bir hoşluk katıyordu. Burada anlatılan bir hadise ise şayan-ı hayrettir. Yine Kız yetimhanesindeki bir görevli anlatıyor;
-Yetimhanemize yeni gelen bir kız çocuğu, tırnaklarını kesmekte olan görevli ablasına bakıp ağlamaya başlar. Görevli acaba yanlışlıkla etini mi kestim diye telaş eder. Niçin ağladığını sorması üzerine küçük kız, “Daha önce kaldığım yetimhanedeki görevli, tırnaklarım uzun olduğu için bu parmağımı kırmıştı” diyerek serçe parmağını gösterir. “Siz ise benim tırnaklarımı kesiyorsunuz, annem gibi…” Bu ve benzeri yüzlerce hadise, bize mesuliyetimizin ne kadar büyük, ne kadar ağır olduğunu gösteriyor.

Gün boyu vakit geçirdiğimiz küçük kız yetimler ayrılık vakti geldiğinde bakışlarıyla bizi hüzne boğdular. En son vedalaşırken içlerinden bir tanesi elime buruşuk bir kağıt parçası verdi. Kırık derik Türkçesiyle Türkiye’deki kardeşlerine Türk halkına bir mektup yazmıştı. Şöyle diyordu;

20150706_232051 kopyala

Dünya’da süregelen savaşların ve düzensizliğin tamamen biteceğini düşünmek biraz ütopik biraz hayalperest bir tutum olur zannımca. Elimize kılıcı alıp kötü adamları yok edemeyeceğimize göre yapabileceğimiz en iyi şey iyi adamları görmek ve iyi adamlar yetiştirmek, yetiştirmeye vesile olmaktır. Vesselam…

Sosyal medyada paylaş
By gediz|Blog|0 comment

Leave a Comment

Sosyal Medya

UÇANADAM TRT'DE

ucanadam

Bozkırın Özgür Çocukları

Facebook

Kartal Suratıma Tükürdü

Mesaj Kutusu

Etiketler

Twitter

Moğolistan'da Bir Çadıra Misafir Oldum