17

Eyl

AFRİKA’DA KONUT KÜLTÜRÜ (FuzulEv Dergisi’nde yayınlandı)

atasehir-egitim-ic-1 kopyala kopyaDünyada milyarlarca insan, yüzlerce ülke ve binlerce farklı kültür var. İnsanın en temel ihtiyacı olan barınma her millette ve coğrafyada çeşitlilik ve zenginlik arz ediyor. Coğrafi, kültürel, ekonomik vs bir çok etkene bağlı olarak değişkenlik gösteren evlerimiz aslında insanlık tarihi boyunca yapısal olarak ortaya koyduğumuz ilk eserlerdir. Bazen kerpiçten, bazen çalı çırpıdan, bazen taştan yapıldılar fakat en nihayetinde temel ihtiyacımız olan barınma korunma amacıyla inşa edildiler.

Gelin bugün Afrika’nın mahzun ülkelerinden birine eski adıyla Habeşistan yeni adıyla Etiyopya’daki ev-konut kültürüne bir yolculuk yapalım.

 

Birkaç sene evvel bir yardım projesinde gönüllü fotoğrafçı olarak Etiyopya’da yaklaşık 2 ay kadar bulundum. Bu vesileyle Habeşistan’ın büyük şehirlerinden küçük kasabalarına, dağlardaki ilkel kabilelerinden, yol kenarındaki çadır köylerine kadar görme imkanı elde ettim. Etiyopya yüz ölçüm olarak büyük bir ülke (1.127.000 km²)  ülke sınırları içerisinde farklı coğrafi ve iklimsel şartlar mevcut. Mesela sıcaklığın yüksek olduğu yerlerde çamurdan evler rağbet görüyor. Çamur yalıtım görevi görüyor aynı zamanda ısıyı muhafaza etme özelliğine sahip. Gecenin serinliğini gündüz, gündüzün sıcaklığını da gece muhafaza edebiliyor. Yağmur etkeninin yoğun olduğu bölgelerde taş yapıların ağırlıkta olduğunu gözlemledim. Çamurun çok yağış aldığında yıpranma erime riski daha yüksek. Kültür ve gelişmişlik seviyesiyle bağlantılı olarak avcı toplayıcı veya ilkel tarımla yaşayan guruplar ise saz kamış çalılık gibi malzemelerden kendilerine konut inşa ediyorlardı. Seyahat ettiğim yollar boyunca çeşit çeşit evler çadırlar gördüm. Üzerinde ustalarıyla beraber devam etmekte olan inşaatlar iskeleti ağaçlardan oluşan kulübeler, kamıştan yapılmış küçücük evler… Aslında hepsi de yokluğu, yoksulluğu anlatıyordu bize.

Ziyaretimizin ikinci haftasında gıda ve kıyafet yardımı maksadıyla Harar eyaletindeki Era kabilesine gittik. Büyük şehirlere gayet uzak bir mesafede yer alan bu ilkel kabilenin evleri çaput ve bez parçalarından oluşan yuvarlak çadırlardan ibaretti. Öncesinde çadırları kamışlardan ve çalılardan yaparken zamanla Türkiye’den gelen kıyafet yardımlarından arta kalanları ve eskiyenleri çadırlarında kullanmaya başlamışlar. Yamalı birer pantolon görünümünde bu çadırlardan birine girmek için müsaade istedim. Ağaçtan yapılmış tahta kapıyı aralayıp başımı içeri uzattığımda önce hiçbir şey görmedim. Dikkatle bakınca çadırın duvarlarında asılı ahşaptan oyma küçük ev aletleri vardı. Fakat ne bir mobilya, ne bir halı ne de teknoloji ile bağlantılı bir eşya. Gözüm karanlığa biraz daha alışınca bir ayrıntıyı daha fark ettim. Zemin topraktı ve üzerinde bir takım şekiller vardı. El ayak beden izleri… Yaklaşık 10 kişilik bir aile bu çadırın içinde kalıyor toprak zeminde bi kaç parça eşya ile yaşıyorlardı.

2

Era kabilesini ziyaret ettikten sonra Harar eyaletinde bir iki gün daha kaldık. Burası Osmanlı Devleti’nin Habeşistan’da ulaştığı en uç şehirdi. Şehrin her köşesinde Osmanlı’nın izlerine çok sık rastlıyorduk. Genelde taştan yapılmış evler, dar sokaklar, ahşap kapılar, taş döşenmiş yollar… Sanki Mardin’in Afrika versiyonu bir şehirdi burası. Buradaki insanların yaşam tarzı ve şehir kültürü de Osmanlı ruhunu hissettiriyordu bizlere. Şehrin merkezine doğru ilerledikçe modern yapılar göze çarpıyor çok katlı betonarme evlere doğru bir evrilme görülüyordu. Ancak şehrin ara sokaklarında yıkılmış harabe haline gelmiş bazı taştan yapılar vardı ki Osmanlı’dan kalma oldukları aşikardı. Yıkılan yıpranan eserlerin yanı sıra hala ayakta olan ve korunan ve hatta kullanılan bir Osmanlı yapısı da mevcuttu. Mesela Osmanlı’dan kalma hükümet konağı hala dimdik ayakta ve aktif olarak kullanılmaktaydı. Binanın koridorları geniş tavanı yüksekçe idi. Belki de bütün Etiyopya’da Osmanlı’dan arta kalan en önemli ve en sağlam eser buydu.

Habeşistan hem islam tarihinde hem de Hristiyanlık tarihinde çok önemli bir geçmişe ve gelişmelere sahiptir. Müslümanların Medine’ye hicretten önce gelip sığındığı Necaşi’nin memleketidir. İslamiyet’in ilk yurtdışına çıkış noktasıdır. Yine Hristiyanlık açısından da çok önemli tarihi karakterlere ve yapılara ev sahipliği yapar aslında. Hristiyanlık kültürünün aslına en yakın olarak yaşandığı yerlerden biridir burası. Başkent Addisababa’da gezinirken yanımdaki rehber arkadaşa buradaki Müslüman hanımlar ne güzel kapanmışlar usule uygun dediğimde onlar Müslüman değil Hristiyan diyerek beni dumura uğratmıştı. Burada dinine bağlı Hristiyanlar Müslümanların kestiği eti yemez ibadetlerine dikkat eder domuz eti içki vs haram kılınan gıdalardan uzak durularmış. Böylesine dini derinliğe sahip bir ülkede yol boyunca en küçük köylerde bile cami ve kiliseye rastlamak mümkün oluyordu.

Habeşistan kralı Necaşi’nin ve ashabi kiramın kabirlerinin bulunduğu Negaşi köyüne gittik. Türbenin bulunduğu köy Mekelle eyaletinde fakat şehir merkezine çok uzakta Al Ahmar dağlarının tepesindeydi. Adeta bir inziva mahalli gibiydi. Köy sivri bir tepenin üzerine kurulmuştu keza türbe de aynı şekilde. Dikkat çeken bir ayrıntı daha vardı ki görülmeye değer. Hıristiyanlar da boş durmamış Negaşi köyünün tam karşısındaki daha dik daha sivri bir tepeye görkemli bir kilise inşa etmişler. Km’lerce uzaktan seyredilebilen bu ilginç kilise gerçekten görülmeye değer bir yapıydı.

1Ziyaretimin sonuna doğru şehirler arası yolculuk yaparken iki farklı köprüye rastladım. Biri modern biri ise eski tarihi bir köprüydü. İkisini de Türkler yapmıştı. Birini Osmanlı diğerini ise günümüzde bir işadamı yaptırmıştı. Ve her iki köprüye de çok ihtiyaç olduğu aşikardı. Geçmişten günümüze Türk milletinin yardım ve yatırımla ilgili karakteristik özelliklerinin değişmediğini ve dünya çapında olduğunu görüyoruz.

Tabi ki bu koca ülke sadece köylerden ilkel kabilelerden ibaret değildi. Başkent Addisababa ülkenin en gelişmiş şehri. Yollar pürüzsüz asfalt ve gayet geniş. Hatta yer yer 5-6 katlı yüksek betonarme binalarda var. Yapımı devam eden binaların dış cephesindeki iskele tamamen bambu ağaçlarından oluşuyor. Fakat şehir genel görünüm itibariyle barakarlardan oluşan bir metropolü andırıyor.

Bu seyahatimde yapılarla ve eserlerle ilgili kendime bir anektodum var. Şu en Etiyopya topraklarında var olan modern yapılar eski tarihi yapılardan yıkıntılardan harabelerden daha estetik değil. Bundan 150 yıl önce taş işçiliğinin güzel ve sağlam bir örneği olarak görkemli bir bina inşa edilirken bugün aynı milletin torunları sazdan çamurdan evler inşa ediyorlar. Sebep olarak ister iç savaş deyin, ister batılı devletlerin sömürüsü deyin fark etmez. Bu hakikaten hüzünlü bir hadise…

Sosyal medyada paylaş
By gediz|Blog|0 comment

Leave a Comment

Sosyal Medya

UÇANADAM TRT'DE

ucanadam

Bozkırın Özgür Çocukları

Facebook

Kartal Suratıma Tükürdü

Mesaj Kutusu

Etiketler

Twitter

Moğolistan'da Bir Çadıra Misafir Oldum